Zamana direnen tarih kasabası: Birgi

İzmir’e çok da uzak olmayan saklı cennetlerden biri Ödemiş’e bağlı Birgi kasabası… Bozdağ’ın eteklerinde kurulan yaşama tanıklık ederken; tarihin ve coğrafyanın görkemine şaşıracaksınız...

Hürriyet Gazetesi'nin Seyahat Eki'nde 27 Aralık Pazar günü çıkan Uğur Biryol imzalı Birgi yazısı.. 


Ege’de zaman kavramı yok çünkü Ege her mevsim güzel... Dilediğiniz zaman gidebilirsiniz... Burası kendinizi iyi hissedeceğiniz coğrafyaların başında gelir. Kent merkezi, mazisine dair çok değerini yitirmiş olmasına rağmen; kasabaları ve beldeleriyla hâlâ kültürel izlerini ayakta tutmuş durumda....

Yolumu bu sefer Ödemiş’e bağlı Birgi’ye düşürdüm. Kadim Anadolu’nun güzelliği ile büyüleyen bir geçmiş zaman kasabası niteliğindeki Birgi; Bozdağ’ın eteklerinde kurulmuş; Sarıyar deresinin ikiye böldüğü; dokusunun hâlâ sapasağlam ayakta kalabildiği yerlerden biri.


Ödemiş’e Basmane’den trenle gelinebiliyor; iki saat süren keyifli ve manzaralı bir yolculuğun ardından; sanki zamanın durduğu bir yer gibi hissettiğim Ödemiş’e vardığımda. Birgi’ye giden minibüslere doğru yöneliyorum. Ege şivesinin en lezzetli örneklerini duymak beni mutlu ediyor. “Duruvecen mi?” diyor bir yaşlı çınar; yol kenarındaki bahçeli evine yaklaşınca. O inip kendi hikâyesine devam ederken; ben de arkadaşlarımla Birgi’ye varıyorum. Ardıçlarla kaplı yolların ortasından köy meydanına doğru ilerlerken; yükseklerin rüzgârları selamlıyor. Öyle ki bu mistik yerin, önce Zeus’un sonra Hz. İsa’nın şehri olarak anıldığını söylüyorlar.

Patikalardan öte tarafa


Birgi’nin sokaklarına dalıp, önce karşı yamaçtaki evlerin bulunduğu mahalleye doğru yürüyoruz. Burası merkezi göre daha eski ve bakımsız görünüyor. Birçok ev yıkılmış veya yıkılmak üzere. Yol ağzında köyde vakti zamanında olan bir selde yıkılmış bir hamam kalıntısı da bulunuyor. Dar sokaklardan geçerken; köpeklerin yabancılara reaksiyonu eksik olmuyor haliyle.


Buradan evlerin biraz daha üzerine çıkıp, vadiyi ve Bozdağ’ı görebileceğimiz bir tepeye çıkıyoruz. Sanki bir sunak gibi şekillenmiş tepeden ovaları ve dağları izlemenin keyfini tarif etmek zor. Bu kısa seyirlikten sonra tekrar geldiğimiz yoldan, artık çiçek açmış erik ağaçlarının gölgesinde Birgi sokaklarına geri dönüyoruz. Eski kısma göre daha iyi korunmuş taş evlerin ve konakların olduğu mahallerde birbirini kesen her ara sokağa dalıp, kendimizi kaybediyoruz. Bazı evlerin önünde gençler inşaatla uğraşırken bazı evlerde çocuklar oynuyor… Bir teyze camdan başını dışarı uzatıp “Hoş geldiniz” diyor. Yaşlı bir amca kapısının önünde zeytin ağaçlarının dallarını ufalıyor yakmak için…Böyle akıp gidiyor hayat Birgi’de. Evler, taş estetiğinin bir yansıması...

Köy meydanına vardığımızda tezgâhlarda yer alan adaçayı, patates, erik kurusu gibi onlarca yerel lezzetin hangi birini tadacağımızı düşünürken; çınar altındaki kahvelerde çay veya kahve içmeyi es geçmemek gerekir diyerek oturuyoruz. O meydandan da Frigler, Lidyalılar, Persler, Helen, Roma, Türkmenlerin geçtiğini; her birinin kendince izleri bıraktığını düşününce; ne kadar mühim bir yer olduğunu anlıyorsunuz.

Çakırağa Konağı’nda zaman durdu


Birgi’nin genellikle yerli taşlardan örülü klasik mimarisinin yanında, Çakırağa Konağı gibi gerçekten insanı büyüleyen bir yapısı da var. 1763’te Mustafa Şerif Çakırağa tarafından, ahşapları Venedik’ten getirilerek yapılan üç katlı bina, 18’inci yüzyıl Avrupa mimarisinin de izlerini taşıyor. Tavanlarında Küçük Menderes havzasında yetişen 72 çeşit sebze ve meyve resimleri yer alıyor. Üç katlı konağın zemin katından üst katına kadar zarafet sergisi gibi gezilebildiğini görmek güzeldi, tabii duvarlardaki ince işçiliğin; estetiğin mühim boyutunu göstermesi gibi. Kesinlikle iyi korunmuş olması, özellikle mimari ve fotoğraf sevenler için en ideal durum.


Konağı dolaşırken, doğal afetlerden veya yangınlardan korunmuş olmasına şaşırdım ve “İyi ki bugüne kadar ulaşabilmiş” dedim. Çakırağa Konağı ile beraber, Aydınoğulları döneminden kalma türbe ve medreseleri, camileri, taş evleri, dereyi, çeşmeleri; her birinin ayrı ayrı hikâyesi olan bütün bir yaşamı ile Birgi; mutluluk ve huzur arayanlar için bir sığınak gibi. Zamanın durduğu bir yeri andıran Birgi, ayrılırken insanda yeniden gelme hissi uyandıran yerlerden. Geldiğinizde güne başlarken, Elif Hanım Konağı’nda köy ekmekli kahvaltı etmeden, gün içinde de Baba Lokantası’nda yerel mutfağı tatmadan, adaçayı içip, Bozdağ patatesi yemeden dönmeyin.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi 27/11/2016 Seyahat Eki
www.hurriyet.com.tr


Yorumlar

Popüler Yayınlar