Levanten Kültürü İzmir'de Turizme Başlıyor

Anadolu Ajansı kaynak göstererek yapılmış bir haberi sizlerle paylaşmak istedik. İzmir kent tarihinde çok önemli bir yeri olan Levanten kültürünün, artık kent turizmine katkı sağlayacak girişimlerde bulunacağı üzerine yapılmış bir röportaj/haberdi. Elbetteki yorumlarımız olacak ancak önce haberi okumanızı tavsiye ediyoruz...

Levanten Kültürü, Turizme Açılıyor

18 ve 19'uncu yüzyılda ticaret yapmak için İzmir'e yerleşen Avrupalılar'ın oluşturduğu Levanten kültürünün günümüze kalan en önemli mirası olan tarihi köşklerin turizme kazandırılması için çalışma başlatıldı. Levanten bir aileden gelen turizmci Alex Baltazzi'nin önderlik ettiği girişimler sonucu köşklere turistik geziler düzenlenmeye başladı.

Dünyaca tanınan levanten kültürünün başkenti sayılan İzmir'de, bu kültürün en önemli mirası olan levanten köşkleri turizme açılıyor. Bornova ve Buca'da yoğunlaşan köşklere düzenli turlar düzenlemek için çalışma başlatıldı.

18 ve 19'uncu yüzyıllarda İtalya, Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi ülkelerden ticaret yapmak amacıyla İzmir'e gelen, doğu ve batı kültürünü harmanlayarak özel bir yaşam kültürü ortaya koyan levantenlerin farklı mimarilere sahip evleri, İzmir'in turistik zenginlikleri arasına girmeye hazırlanıyor.

Ailesi 1746 yılında Venedik'ten gelen turizmci Alex Baltazzi, restore edilerek kent müzesi olarak hizmete sokulan Dramalı Köşkü'nde levanten kültürü ve turistik potansiyeliyle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

"Doğu" anlamında kullanılan "levant" kelimesinden türeyen levanten teriminin Avrupalı bir aileden gelerek İzmir ve İstanbul başta olmak üzere doğudaki Osmanlı liman kentlerine yerleşen ve en az bir nesil yaşayan insanları tanımladığını anlatan Baltazzi, Avrupa'dan gelenlerin İzmir'e yerleştikten sonra bir çok katı inancından vazgeçtiğini, doğu kültüründen etkilendiğini ve yeni bir etkileşim doğurduğunu ifade etti.

O dönemlerde Osmanlı yöneticilerinin bu kesime "tatlı su frengi" tabiriyle de tanımladığına işaret eden Baltazzi, "O dönemde Avrupa'da mümkün olmayan milletler ve dinler arası evlilikler burada mümkün oluyordu. Bir Alman bir İtalyanla, Rumla, Gürcü'yle hatta bir müslümanla evlenebiliyordu. Örneğin bugün İzmir'de yaşamını sürdüren levanten ailelerin yüzde 90'ında Türkler vardır. Mesela benim eşim de Türk'tür. 19'uncu yüzyılda İzmir, Avrupa'nın bugün olmak istediği yerdeydi" dedi.

Dönemin ticaret imtiyazlarının sunduğu imkanlarla incir, üzüm, pamuk gibi tarım ürünlerini deniz ticareti yoluyla Avrupa'ya gönderen levantenlerin zamanla finans sektöründe de büyüdüğünü anlatan Baltazzi, örneğin Baltazzi ailesinin Osmanlı parasının değerinin düşmesini engellemek amacıyla 1843'te devletle gizli bir kambiyo anlaşması yaptığını, 1849 yılında da Osmanlı'nın ilk bankası olan İstanbul Bankası'nı kurduğunu anlattı.

İzmir'de 19'uncu yüzyılda 10 bine yakın bir nüfusa ulaşan Levantenlerin önce Bornova'nın Hacılar Köyü'nde evler yaptığını anlatan Baltazzi, çok iyi kazanan bu ailelerin ülkelerindeki evlerin mimarisini İzmir'e taşıyarak gösterişli köşkler inşa ettiğini ifade etti.

Köşklerde devam eden yaşamın ve levanten kültürünün çok sayıda edebi eserlere kaynaklık ettiğini, dünyaca da tanınan bir kültür akımı yaratıldığını kaydeden Baltazzi, Osmanlı'nın yıkılışıyla birlikte ticaret anlaşmalarının son bulmasıyla ticaretin devam etmediğini, Kurtuluş Savaşı sonrası çok sayıda levantenin Avrupa'ya geri döndüğünü anlattı.

Baltazzi, şöyle konuştu: "Levantanlerin çoğu gitti ama bazı aileler yeni ticaret şartlarına uyum sağlayarak burada kaldı. Arkas, Aliaotti, Giraud, Dutilh gibi halen mesleklerinde en başta yer alan aileler var. Şu anda yaklaşık bin kişilik bir levanten nüfusu kaldı. O dönemde İzmir'den göçen levanten ailelerin bugün dünyanın dört bir yanında çocukları ve torunları var. Avrupa'da ailelerinin kökenlerini merak eden çok sayıda insan var. Bu konuda yaptığım araştırmaları internet üzerindeki levantenlere yönelik sitelerde yayınlıyorum. Bu siteler aracılığıyla çok sayıda insanın meraklı sorularıyla karşılaşıyorum. Her yıl onlarca insan ailesinin yaşadığı evi, belki büyüklerinin mezarını görmek için İzmir'e geliyor."

Köşklere Girişe İzin Verin

Tatillerini Türkiye'de geçiren bir çok ailenin kendilerinden Levanten evlerine tur düzenlemeleri yönünde taleplerde bulunduğunu, talebe yanıt vermek için başladıkları turlara ilginin artması nedeniyle ağırlık vermeye karar verdiklerini aktaran Baltazzi, sözlerini şöyle sürdürdü: "İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyeler de bu evlere büyük değer veriyor. Bazı yapılarda restorasyon çalışmaları devam ediyor. Levantenlerden kalan bir çok ev kamu binası olarak kullanılıyor. Ege Üniversitesi de bu konuda örnek çalışmalar yaptı. Turistik turlar için binalarını bize açtılar.

Şimdi artık Buca'dan Bornova'ya bu köşkleri bir güzergahta ziyaret programı içine almamız gerekiyor. Ancak bazı kurumlar turistik gezilere izin vermiyor. Örneğin şu anda Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi içinde yer alan Forbes Köşkü'ne girişe izin verilmiyor. Peterson Köşkü'nün restorasyonuyla ilgili de mülkiyet tartışması devam ediyor."

İnanç Turizmi


Alex Baltazzi, Hristiyanlığın yaygınlaşmasında büyük rolü bulunan İzmir'in ilk Başpsikoposu St. Polycarp'ın 155 yılında Romalılar tarafından öldürüldüğü Kadifekale'deki tiyatronun kutsal bir alan olduğunu, buradaki dönüşüm çalışmasının tamamlanarak St. Polycarp adına bir işaret konması halinde inanç turizmi hareketi doğabileceğine işaret ederek, "Tiyatronun ortaya çıkarılması sonrası burada koyulabilecek bir işaret, yeni bir inanç turizmi hareketi başlatabilir. Levanten köşklerini de içine alan bir tur programı çok sayıda turistin ilgisini çekecektir. İzmir, mevcut haliyle turizmde beklentilere cevap veremiyor. Halihazırda bir çok insanın merakı var. Kentin potansiyelini harekete geçirmek zorundayız" diye konuştu.

Ancak 5'i Gezilebiliyor

İzmir'deki Levanten evlerine turlar düzenleyen ve kendisi de Levanten bir aileden gelen rehber Sibel Pasquali, Cumhuriyet dönemi sonrası bir çoğu yıkılan köşklerden Bornova'da 15'e yakınının ayakta olduğunu, İzmir genelinde ise 30 civarında evin bulunduğunu belirterek bu evlerden şu anda sadece 5'inin ziyaret edilebildiğini ifade etti.

Daha çok Levanten soyundan gelen insanların bireysel talepleri üzerine turlar düzenlediklerini, seyahat acentelerinin bu başlık altında özel programlar planladığını anlatan Pasquali, "Levanten kültürü hakkında yazılanları okuyan değişik meslek gruplarından insanlar da evleri ziyaret etmek istiyor. Köşklerin bir turizm destinasyonu olabilmesi için yerel yönetimler ve kamu otoritelerinin desteği gerekiyor" dedi.

Pasquali, restorasyon veya tadilat gerektiren yapıların elden geçirilmesi, turistik ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılması halinde ilk etapta kruvaziyer turizm bağlantılı köşk turları düzenlemeyi planladıklarını, ileriki vadede inanç turizmi kapsamında kente gelen turist sayısını artırmayı öngördüklerini de sözlerine ekledi. 

En Fazla Köşk Ege Üniversitesi Kampüsü'nde

Bornova'da bulunan köşklerden 10 tanesi Ege Üniversitesi kampüsü içinde yer alıyor ve eğitim binası, lokal, müze veya araştırma merkezi olarak kullanılıyor. Bu yapılardan en eski ve görkemlisi olan Whittall Köşkü halen Ege Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılıyor.

Kent geneline yayılan binaların önemli bölümü kamu binası olarak kullanılıyor. Birkaçının restoran ve kafeterya olarak hizmet verdiği binalar arasında konut olarak kullanılanların yanında özel müzeler kurulmaya başlandığı da dikkat çekiyor. 

Levanten köşklerinden ön plana çıkan bir kaçı şunlar:  Whittall Köşkü, Wilkinson Köşkü, La Fontaine Köşkü, Edwards Köşkü, Kuyulu Ev, Ballian Köşkü, Sirkehane, Pasquali Köşkü, Bardisbanian Köşkü, Sarı Köşk, Patterson Köşkü ve  Atatürk'ün de Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre karargah olarak kullandığı Steinbüchel Köşkü. 


Yengen Yorumu

Bu konu kentimize çok faydalı olabilecek bir konu. Özellikle son yıllarda Konak Belediyesi'nin (Başkanını yanlışlarının çok olduğunu söylesekte, doğruya doğru güzel işleri de var) butik müzeleri ile katkı sağladığı kentin entellektüel turizm yatırımlarına doğrudan destek verebilir. 

Ancak bazı konular varki hukuki olduğu kadar sorunlu da olabilir. 

Mesela Whitall Köşkü'nün Ege Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılması. Köşk, Ege Üniversitesi rektörlük binası olmasaydı  bitik bir durumda olur, hatta üstüne rezidans yapılmış olur du. Şimdi üniversite yönetimi neden burayı boşaltsın ki? Yazıda da belirtildiği üzere Ege ve 9 Eylül Üniversitelerinin himayesi altına aldığı bir çok köşk var. Yıllardır koruyup kolladıkları bu binaları neden devretsinler? Bence üniversitelerde kalmaya devam etsin bu köşkler. Bakın Arkas nasıl Fransız Konsolosluğu'nu sanat galerisine çevirdi. Önce açıkta kalan köşkler bir değerlendirilsin sonra üniversitelerle işbirliğine gidilmesi kolay. 

Bu konu ile ilgili blogumuzda daha önce iki yazı yazmıştık. Rees köşkü ve Bornova'nın Köşkleri devamını getiremedik. Bu vesile ile devam etmeye çalışacağız.

Öte yandan tüm bunların haricinde bu yazıyı okuyan takipçilerimize Whitall'lerin, Rees'lerin, zamanında nelerle uğraştıklarını ve şimdi neden olmadıklarını da araştırmalarını tavsiye ederiz. Elimizden geldikçe bunları yazmaya gayret edeceğiz... Örneğin Whitall ailesinin Kurtuluş Savaşı öncesinde ne işlerle iştigal ettikleri, gizliden ne işleri finanse ettikleri, dönemin önemli gücü olan Çakırcalı Mehmet Efe ile ilişkileri, Aydın - İzmir Demiryolu hattının hikayesi... o kadar çok konu bir araya gelip öyle bir hikaye çıkabilir ki Whitall Ailesi hakkında sayısız kitap yazılabilir. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar