Fahreddin Altay

1880 yılında Arnavutluk’un İşkodra kentinde doğdu. 1902 yılında Harp Akademisi’ni bitirdi. İlk görev yeri olan Dersim ve çevresinde 8 yıl görev yaptı. 1913’te, Çatalca Aşiret Süvari Tugayı’nın başında Balkan Savaşı sonrasında Edirne’ye kadar gelen Bulgar ordusunu püskürttü. I. Dünya Savaşı bittiğinde 12. Kolordu kumandanıydı.

Kurtuluş Savaşı boyunca 12. Kolordu Kumandanı olarak Delibaş isyanının bastırılmasında, 1. ve 2. İnönü Savaşları’nda Sakarya Savaşı’nda görev aldı. 1921’de tümgeneralliğe (mirlivalık)yükseltildi ve Süvari Grup Komutanı oldu. Kurtuluş Savaşı’nın son yıllarında Uşak, Afyon, Alaşehir çevresindeki çarpışmalarda süvarileri büyük hizmet gördü. Kaçan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri Altay’ın komutasındaydı. Bu başarılardan sonra korgeneralliğe (feriklik) yükseltildi.

İzmir'in kurtarılmasından sonra emrindeki Süvari Kolordusu ile Çanakkale Boğazı üzerinden İstanbul'a yöneldi. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Kanada'da siyasi etkileri olan Çanakkale Krizi oluştu. I. dönem TBMM’de Mersin milletvekili olarak bulunuyordu ama devamlı cephede görev yapmaktaydı. II. Dönem TBMM’de gene İzmir milletvekili olarak yer aldı. Askerlik ve milletvekilliğini birlikte yürütmesi mümkün olmayınca Atatürk’ün isteğine uyarak meclisten ayrıldı ve orduda kaldı.

1933’te 1. Ordu Komutanlığı’na getirildi. Aynı yıl İran ve Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığında hakemlik yaptı. Hazırladığı rapor anlaşmazlığın çözümlenmesinde yararlı oldu. 1945'te, Yüksek Askeri Şüra üyeliği sırasında yaş haddinden emekliye ayrıldı. 1946-1950 yılları arasında CHP'den Burdur milletvekilliği yaptı. 1950’den sonra siyasi hayattan da çekilerek İstanbul'a yerleşti. 25 Ekim 1974’de hayatını kaybetti. Mezarı, Ankara'daki Devlet Mezarlığı'ndadır

1966 yılında Fahrettin Altay Paşa, Altay kulübünü ziyaretinde Altay soyadını nasıl aldığını şöyle anlattı: “Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa ile mütareke yıllarında İzmir’i ziyaretimizde Altay bir İngiliz donanma karması ile Alsancak’ta oynuyordu. Maçı beraber izledik. Altay çok güzel bir oyundan sonra İngiliz’leri yenince Ulu Önder çok duygulandı, gururlandı ve Altay için takdirlerini belirtti. Aradan epey zaman geçti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, İran ile bir sınır anlaşmazlığını halletmek üzere beni görevlendirdi ve Tebriz’e gittim. Tebriz’de bulunduğum sırada; mecliste soyadı kanunu müzakere edilmiş ve ittifakla Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya Atatürk soyadı verilmişti. Bütün yurt kendisini yeni soyadından dolayı tebrik ediyordu. Ben de hemen bir telgraf çekmiş ve kendilerini kutlamıştım. Atatürk’ten ertesi gün gelen cevab-ı telgraf şöyle idi: 'Sayın Fahrettin Altay Paşa, Ben de seni tebrik eder Altay gibi şanlı şerefli günler dilerim.Telgrafı aldığım zaman gözlerim dolu idi. Atatürk çok mutehassıs olduğu ve beraberce izlediğimiz Altay maçının hatırasına izafeten bana Altay soyadını layık görmüştü.”

Konya’da İkinci Ordu Komutanı olarak bulunduğu sırada, çevre düzenlemesi adı altında pekçok ata yâdigârı tarihî eserin yıkılmasına göz yumduğu, Prof. Dr. Osman Turan Selçuklular zamanında Türkiye Târihi adlı eserinin 689. sayfasında; “Selçuklularda büyüklerin ve pâdişahların cesetleri mumyalanarak gömüldüğü için sultanların da naaşları türbenin alt kısmında mumyalı olarak bir arada bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki bir kumandan zamanında bu kısım açılmış ve bu cesetleri dağınık bir duruma getirilmiştir.” diyerek Selçuklu sultanlarının cesetlerinin yerinden alınarak dağıtıldığını bildirmektedir. İbrahim Hakkı Konyalı da Konya Târihi adlı eserinin 584-585. sayfalarında Selçuklu sultanlarının cesetlerinin köpekler tarafından parçalandığını görgü şâhidi Müzeler ve Kütüphâneler Umum Müfettişi Ahmed Tevhid Beyin ifâdesine dayanarak anlatmıştır. Birçok türbe, câmi ve mescidin bu dönemde yıkıldığı aynı eserde bildirilmiştir.

Fahreddin Altay’ın Türkiye İstiklâl Muhârebâtında Süvârî Kolordusunun Harekâtı, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, İslâm Dini, On Yıl Savaşı ve Sonrası 1912-1922 adlı eserleri vardır. Türkiye İstiklal Savaşları'nda Süvari Kolordusu'nun Harekatı isimli kitabı, 1925'te yabancı dillere tercüme edildi. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar