İzmir'den Uşak'a Yunan Harekâtı (1919-1922)-II

Türk tarafı bu önlemleri alırken, Yunanlılar 14 Ağustos sabahı güçlü birliklerle ilerlemeye başladılar; onları oyalamaya çalışan Türk kuvvetlerini önlerine sürerek 23 Ağustos’ta Sakarya ırmağına eriştiler. Asıl savaş işte o gün başladı.


Sakarya ırmağı Anadolu’nun en büyük üç akarsuyundan birisidir. Kıvrım yaparak çıplak ovalardan geçip kuzeye doğru yönelir. Kayalıkları ve dar boğazları katederek denize dökülür. Bu ırmak Ankara ve Yunanlılar arasında son tabiî engeldi. Türk-Yunan Savaşı Anadolu’da başladığından beri ilk defa Türk ve Yunan askerî güçleri birbirlerine yakındılar. Yunanlılar’ın cephe boyunca 50.000, Türkler’in ise 44.000 askeri vardı. Ne var ki, bu defa Yunan istihbarat örgütü iyi bir şekilde gizli haberleri alabiliyordu.


Yunan saldırı plânı, kendi Genelkurmayı tarafından onaylanmıştı. Yunan saldırısı Türkler’in hiç ummadıkları yerden yapılmasını öngörüyordu. 10 Ağustos’ta saldırıya geçen Yunan ordusu, güney düzlüklerine yöneldi, sonra da aniden kuzeye döndü. Fakat plân hayali idi, çünkü keşifleri hatalıydı. Bu nedenle Yunan kuvvetleri kuzeyde fazla ilerleyemedi. Bu defa ön cepheden saldırdılarsa da, Türkler beklenmedik bir kuvvet ile bu saldırıya karşı koydular. Savaş çok şiddetli bir şekilde yirmi iki gün gece ve gündüz devam etti. Modern tarihin gerçekten meydan savaşıydı. Mevziler ve tepeler her iki tarafın saldırılarıyla devamlı el değiştirdi. İlk on gün içinde Yunanlılar Sakarya Nehri’nden doğuya doğru 11 mil toprak kazandılar. Savaş kuzeyden güneye değil, daha çok doğudan batıya uzanan saha içerisinde yoğunlaştı. Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhı Alagöz’de idi. Cephelerde azalan askerlerin yerine azalmakta olan yedek kuvvetleri sürüyordu. Savaşın vahşiliği ölçüleri aştı, binlerce kişi öldü. Her iki tarafın tümenleri yok oldu veya tabur düzeyine indi ve sonra da bölüklere kadar küçüldü.


Türk subayları inanılmaz bir hızla düşmana ön saflarda saldırıyordu. Nitekim, yedi tümenin komutanı yakın dövüşte şehit oldu. Yunan lojistik desteği kötü bir şekilde sekteye uğradı. Yemek olarak kuru mısır tanesi veriliyordu. Gün bugün Ağustos ayının yakıcı sıcağında Yunanlılar inatla saldırıyordu. Türkler cansiperane bir şekilde mukavemet ediyorlardı. Her taraf insan ölüleriyle doluydu. İki ordu takatsiz kalıncaya kadar savaştılar. Kesintisiz üç hafta boğuşmadan sonra Yunanlılar’dan on sekiz bin kişi ölürken, Türkler’in zayiatı da bir o kadardı. İki ordu da hareketsiz bir şekilde stres altında beklemeye başladılar.


Yunan ordusu stratejik bir tepeden geriye doğru yeis içinde çekilmeye başladı. Bu an, Türk Başkomutanı’nın beklediği bir fırsattı. Bir içgüdüyle bütün ordusuyla Yunanlılar’ın üzerine saldırdı ve onların başlıca aşılmaz müdafaa yerlerini aşıp geçti. İkinci Yunan müdafaa hatlarındaki Yunan askerleri yerlerini terke başladılar. Akabinde Yunan taburları domino taşları gibi düşüyordu. Bu haber İzmir’deki Yunan karargâhına ulaştığı zaman, karargâh subaylarının morali, acı sonu gördükleri için bozuldu. Prens Andrew, General Populas’ın öfkeli bir asil gibi çadırının bir köşesine çekildiğini ve hiçbir kişi ile konuşmak istemediğini müşahade etti. Yunan kuvvetleri geri çekilirken uzun geri çekilme esnasında her Türk köyünü bitkin ve çılgın Yunan askerleri ateşe veriyordu. 4 Esas harekât, saldırı hattı olan Afyon - Karahisar - Eskişehir hattına, kendilerince belirlenmiş kıvrık ve tozlu bir yoldan, 12 Eylül’e kadar sürdü. Kral Konstantin ve İzmir’deki yüksek karargâhının Atina’ya dönmek ve İzmir’i boşaltmaktan başka çareleri yoktu. Bunlar Atina’da soğuk bir istihfafla karşılandı. Halbuki Ankara’daki tepki tamamen farklıydı. Türkiye Büyük Millet Meclisi sevinç ve memnuniyetten deliye döndü. Mustafa Kemal Paşa’ya oy birliği ile Gazi şeref unvanı tevcih edildi. Mebuslar dalgaların yön değiştirdiğini hissettiler. Anadolu, yani Türk kalbi emniyet altındaydı. Yunanlılar’ın Anadolu’dan tamamen kovulması anlık bir meseleydi.


Sakarya Savaşı’ndan sonra Türk ordusu eksiklerini gidermek için geniş çaplı bir hazırlığa girişti. TBMM’de: “Bu ordu, hantal Yunanlılar’a karşı saldırıya girişemez” tenkitleri yapılıyordu. Bunları, Mareşal Fevzi Çakmak verdiği cevaplarla susturmaya çalışıyordu. Diğer yandan da Ankara’daki Sovyet diplomatı İ. Aralov ve Fransız diplomatik temsilcisi Albay Maugin Yunanlılar’a saldırılması için Türkler’i sürekli kışkırtıyordu.


Mustafa Kemal Paşa, bazı komutanların karşı çıkmalarına karşın, Temmuz sonlarında savaş sahasını gezdikten sonra, 26 Ağustos 1922’de tüm cephelerde genel saldırıya geçilmesi emrini verdi. Yalnız, II. Ordu Komutanı General Yakup Şevki Paşa ve yüksek rütbeli bazı subaylar, lojistik malzeme yetersizliğini öne sürerek genel saldırıya geçilmemesini öneriyorlardı. Askerî bir deha olan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922’de tüm cephelerde genel saldırıya geçme emrini verdi. Yalnız, Türk saldırısının plânları Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet Paşalarca hazırlanmıştı. İngiliz istihbaratı, bu plânları önceden öğrenmişti. Bunu Yunanlılara neden bildirmedikleri sorusu hâlen çözülmüş değildir.


Yunan süvari birliklerinin tüm savaş alanını kontrol edemediği bir sırada, Türkler İtalyan yapımı Spad uçaklarını kullanarak Yunan ordularını gafil avlıyor, geri çekilmeye zorluyor ve Afyon Karahisar’ı ele geçiriyordu. 26 ve 27 Ağustos günlerinde, iki gün içerisinde, Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km ve doğusunda 20-30 km uzunluktaki takviyeli Yunan cepheleri düşürüldü. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetleri 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde çevrildi. 30 Ağustos Başkomutanlık Harbi ile de düşman ana kuvvetleri yok edildi ve esir alındı. Yunan ordusu Başkomutanlığını yapan General Trikopis de Uşak, Çal köyde esir alındı. Kesin sonuç beş günde alınmıştır.




31 Ağustos 1922 tarihinde Türk orduları İzmir’e doğru ilerlerken, diğer birlikleri de Yunanlılar’ın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyordu.


Türkler’le dostluk ilişkileri kuran bir Yunan piyade birliği, Türkler’e karşı savaşmaktan vazgeçiyor, yüzlerce Yunan er ve subayı ordudan kaçarak Türk milis gücüne teslim oluyordu. Bu savaşa karşı Pire limanında gösteriler yapılıyordu. Yunanistan için durum o kadar bunalımlı bir evreye gelmişti ki, Yunan devlet yöneticileri daha iyi şartlar sağlamak umuduyla 2 Eylül’de İngiliz yönetimine başvurarak, Yunan ordusunun Küçük Asya’yı boşaltabilmesi için bir ateşkes antlaşması sağlanmasını istiyordu.


Diğer yandan Türk fırkaları dağınık Yunan kuvvetlerine taarruza devam ediyordu. Türk kuvvetlerinin seri yürüyüşle Uşak’a vasıl olmaları, düşmanın Uşak’ta sivil halka karşı bir kötülük yapmasına meydan verilmemesi için çalışılıyordu.


Kolordu fırkalarının ve teşkil edilen mürettep süvari alayının taarruzlarıyla Uşak akşam 19.30’da Türk süvarileri tarafından istirdat edildi.


2 Eylül’de 14. Fırka, Uşak’ın kuzeyine çekilmek isteyen Yunan kuvvetlerle taarruz ederek telefat verdirip esir almıştır. Yunanlılar İzmir’e doğru kaçarken köyleri yakıyor, tahrip ediyordu.


İzmir önünde son direnişte bulunarak kolorduların kalıntılarından bazılarını kurtarmayı umut eden Yunan yönetimi. General Hacıanesti’yi başkomutanlıktan uzaklaştırarak yerine General Trikopis’i atama kararı aldı. Fakat bundan habersiz olan Trikopis, bu sıralarda Çal köyde Türklerce tutsak edilmişti. Yunan ordularının başkomutanı, atandığını ancak M. Kemal Paşa’dan öğreniyordu. Öteki Yunan generallerinden Digenis de Türkler’in eline tutsak düştü. Bu generallerin Türklere esir edilmeleri, Yunan yönetimini büyük ölçüde etkiledi ve Atina’da bir ihtilâl havası esmeye başladı.
Devamı edecek...

Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Özgiray  ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 40, Cilt: XIV, Mart 1998

Yorumlar

Popüler Yayınlar