Ana içeriğe atla

İzmir’in El Değmemiş Köyü Bademli

Dikili ilçesine bağlı Bademli köyü son zamanlarda hayli ilgi gören bir seyahat rotası. Zeytinlikleriyle, bozulmamış doğasıyla dikkat çeken köy Ege Denizi’yle buluşmak için de ideal. 

Hürriyet okuru Hüseyin Yurttaş'ın kaleminden... 



Dikili’ye on kilometre uzaklıkta bir zeytin köyü Bademli. Neredeyse her yer zeytinlik. Zeytinin yeşili ve güzelliği, aşağılardaki Ege Denizi’nin maviliğiyle buluşuyor. Buraya günübirlik gelip gidenler de var, kısa süreli konaklayanlar da tüm yazı geçirenler de. Bademli hepsine unutulmaz güzellikler sunuyor. 

Bademli eskiden ‘yolların bittiği yer’di. Dikili’den oraya kadar taşıt çalışırdı da sonrasında at arabasıyla bile ilerlemenin mümkün olmadığı patikalar vardı. Yakın yıllara kadar, Çandarlı’nın batısındaki, Karadağ’ın güney yakasındaki yerlere ulaşmak iki yönden de mümkün değildi.

Bugün ise Bademli’den Denizköy’e, Çandarlı’nın Karadağ eteklerindeki sitelere ve Çandarlı’ya kıyı yolundan ulaşmak mümkün. Yani artık Bademli’den öteye ve Çandarlı’dan Bademli’ye yol var.

MADAM BALLADUR VE ÇİFTLİĞİ


Bademli’yi vaktiyle mekân tutan Levantenler de vardır. Bunlardan biri de ünlü Balladur ailesidir. Köylülerin bilip tanıdığı Madam Lily Balladur, anlatılanlara bakılırsa, dünde değil, bugünde yaşar gibidir.

Lily Balladur maliye, ekonomi ve özelleştirmeler bakanlığı da yapmış olan, 1993-1995 yılları arasında Fransa’da başbakanlık görevinde bulunan Edouard Balladur’un babaannesidir. Madam’ın çiftliği, Bademli’nin geçmişinde önemli bir yer tutar.

FABRİKA VE BİR MÜBADELE ÖYKÜSÜ


Ağustosun ilk üç gününde, köy muhtarlığı ile Bademli Kültür Sanat ve Gelişim Derneği tarafından düzenlenen Bademli Festivali’nde bulundum. Benim için bilgi tazelemesi oldu bu ziyaret. Oradaki eski zeytinyağı fabrikasını daha önce yalnızca dıştan görmüştüm. Bu kez, bu fabrikayı fotoğraf çekerek gezdim. Fabrika bahçesinde söyleştik ve şiirler okuduk.

Kahvede köylülerle konuşurken fabrikaya dair iç acıtan bir mübadele öyküsü dinledim. İnsanlığın bitmez tükenmez acılarından birini şunca yıl sonra yaşamış gibi tattım.
Bu üç yüz yıllık fabrika ilginç bir mekân. Kalın duvarlarıyla dikkat çekiyor. İçinde büyük yağ küpleri, tek tük makine kalıntıları var. Boşalmış, ölü bir yapı şimdi. Yıllardır düdüğü ötmüyor. Bu fabrikanın düdüğü, adeta bir siren gibiymiş ama çok güçlü bir siren. İşbaşı ve paydos saatlerinde öttüğünde, ortalık sağır edici o sesle çınlarmış. Bu ses, çok uzaklardan bile duyulurmuş.

Kurtuluş Savaşı öncesinde Yannis adlı bir Rum’a aitmiş fabrika. Kurtuluş Savaşı sonunda Midilli’ye yerleşmiş. Karşı kıyıdan bu kıyıya bakan özlemli gözler ve yanan bir yürek... Bu kıyıdan oraya zaman zaman giden balıkçı dostlarını ağırlar, iki kadeh rakı parlatarak özlem giderirmiş.

Bir gün buradan giden balıkçılardan biriyle yine öyle eskileri yâd ederek söyleşirken durgun havanın da etkisiyle karşı kıyıdan gelen fabrika düdüğü ta oraya ulaşmış. Başlamış ağlamaya. Rivayet o ki, öyle durgun havalarda ses oraya ulaştıkça, bu topraklardan göçüp gitmek zorunda kalmış olan bu Rum, her defasında gözyaşı dökermiş.

Yıllar sonra onun oğlu Makaro Haralambos, Bademli’ye gelmiş. Fabrikaya girer girmez yerleri öpmüş. Toprağı avuçlayıp hıçkıra hıçkıra ağlamış. Sonra, düğün mü varmış, radyoda mı çalınmış, davul zurna bir de Harmandalı çalmasın mı? Kalkmış öyle bir Harmandalı oynamış ki, bizimkiler bakakalmışlar. Bunu bana ilk anlatan Almanya’da öğretmenlik yapan Zafer Erhan’dı. Ayrıntılar köylülerden geldi. Bir hazin öykü...

BADEMLİ’DEN ÖTEYE


Bademli’den öteye uzandığınızda zeytinlikler arasında ilerleyen güzel bir yolla denize, Bademli Balıkçı Barınağı’na ve Kalem Adası’na ulaşabilirsiniz. Bademli balıkçılarının kendilerinin inşa ettiklerini söylediği barınak, dört mevsim denize çıkılan ve denizden dönülen, açıklardan Bademli’ye, Dikili’ye ve çevre köylere balık taşınan bir iş alanı. Bütün balıkçı barınaklarında görülen denizle buluşma güzellikleri ve dağınıklıkları orada da var. Kediler, insanlar ve bir bardak çay...

Kalem Adası, ayrı bir söylence gibi durur orada, karşınızda. Kalem Adası, Bademli’nin bütün kıyıları, plajları gibi tertemiz sularıyla emsalsiz bir doğa parçası. Bir deniz ılıcası da varmış Bademli’nin ama ben onu da bir minik ada üzerindeki Aya Nikola Kilisesi’ni de gidip göremedim.

KORUK ŞERBETİ

Bademli Köyü’ne girişte yolunuz mutlaka kahvelerin önünden geçecektir. O yol ileride denize, Kalem Adası’na ve öteki güzelliklere götürecektir sizi ama durup bir soluklanmalısınız. Soluklanırken Bademli’nin ünlü koruk şerbetini de yudumlayabilirsiniz. Buraya özgü, farklı bir tattır bu.

KARADAĞ VE DENİZKÖY

Dağ güzelliklerinin ardında koşan serüvenciler için Karadağ iyi bir yürüyüş ve tırmanış alanı. Ben, çocukluğumdan beri güneyden bakarak Karadağ’ın iki hörgücünü belleğime kazıdım. Eski Yörük yerleşimlerinin kalıntıları yamaçlara serpilmiş durumda. Her birinin ilginç ve iç sızlatan öyküleri var. Örneğin, Hasanağa Köyü, çeşitli cephelere ve elbette Çanakkale’ye yollamıştır yiğitlerini. Bir ara Midilli’ye gidip tedavi olan son erkek de ölünce, cenazeyi kaldırmak kadınlara ve çocuklara düşmüştür. Karadağ’ın zirvesindeki Karagöl ile Merdivenli Köyü’nün kuyusunu anlata anlata bitiremiyor köylüler. Denizköy de mavilere ulaşmak isteyenlerin varabilecekleri en güzel noktalardan.
Bademli, bozulmamış, duru güzelliklerle bezeli ender yerlerden biri. Gezi tutkunlarının bir gün yollarını düşürmeleri gereken bir köy.

Yayınlanma Tarihi : 05 Ağustos 2016 - 11:03:00
http://www.hurriyet.com.tr/izmir-in-el-degmemis-koyu-bademli-27247638

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Halk Oyunları Öğrenmek İsteyenlere Rehber

Hemen her İzmirli hatta Egeli mutlaka zeybek öğrenmek ister. Düğünlerde, toplantılarda, özel günlerde çıkıp harmandalı oynayan insanlara gıpta ederek bakanlar keşke bende oynayabilsem diye iç geçirirler.
Ancak bilmezlerki Halk Oyunlarını öğrenmenin yaşı yoktur. Yaşınız kaç olursa olsun bir Halk Oyunları derneğine giderek kayıt olabilir doğru ellerden doğru oyunları öğrenebilirsiniz.
İnternete gereken önemi vermeseler de bir kaç dernek hakkında bilgi...

İzmir'de Adana/Urfa Kebap Nerede Yenir?

İzmir insanı dışarıdan bakıldığında, ot, balık, gevrek, midye, lokma, boyoz ve buna benzer İzmir'in simgesi olmuş yemeklerle beslenir sanılır. Genel temayül yanıltıcı değildir aslında ama her İzmirli de zaman zaman farklı lezzetlere yelken açmak ister. Günü gelir kebap yemek ister, günü gelir çeşitli yörelerin köftesine meyillenir. Aslında Anadolu'nun ve Dünya'nın mutfaklarından örnekleri kentimizin içinde bulabiliriz. 
Geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında "İzmir'de iyi bir kebabı nerede yersin?" sorusuna cevap bulmakta zorlandığımızı gördük. Biraz düşünüp bugüne kadarki deneyimlerimizi gözden geçirip, lüks olmayan ve sadece kebap işi yapan mekanları anlatmak istedik. 
Bu gazetelerin yaptığı gibi "En İyi 10 Kebapçı" tadında bir yazı olsa da gayesi bambaşka bir yazıdır. 

Tire Çamur Peyniri

Kopanisti ile başlayıp İzmir'in süt ve süt ürünlerindeki çeşitliliği kaleme almak istemiş, ancak bir türlü fırsat bulamamıştık.

Süt ve süt ürünleri konusunda İzmir'in her bir ilçesi kendine has ürünleri ile markalarını oluşturmuşlar. Karaburun yöresi Kopanisti, Seferihisar yöresi Armola, Bergama yöresi tulum peyniri, Selçuk yöresi lor tatlısı gibi...

İşte onlardan birisi Tire Çamur Peyniri...