İzmir

"Karşıyaka’da doğ, çocukluğunu karşı kıyıdaki Güzelyalı ve Göztepe’de geçir, sonra okumak için yeniden Karşıyaka’ya dön. Yaşamın düşman olan iki sevgili, iki ateş arasında geçsin.

İzmirli olmayan bile Göztepe ile Karşıyaka spor kulüplerinin sık sık raydan çıkan rekabetini bilir. Bu bile başlı başına bir fenomendir İzmir’in günlük yaşamında."

Al Jazeera Dergisi yaklaşık bir yıldır Türkçe dergi yayınlıyor. Özellikle IOS ve Android uygulamaları ile ücretsiz ve offline yayınlanabilen bu dergi her ay enteresan konulara da imza atıyor. Bu ay yayınlanan bir yazı böyle başlıyordu. 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Ersin Doğer'in kaleminden dökülen bu satırları sizlerle paylaşmamak olmazdı...


Eğer tüm ömrünü tek bir kentte geçirdiysen, o kent hakkında söyleyecek çok lafın, anlatacak çok anın, çok gözlemin olur. Sen yaş alırken aynı anda kentin büyür, kalabalıklaşır. Sen küçükken genç olanlar yaşlanır, birer birer sahneyi terk eder, birer anı olurlar. Sen de anı olmadan anılarını yazmalısın…

Dört-beş yaşında ilk hatırladıklarım Mithat Paşa Caddesi üzerinde iki katlı, cumbalı, Rum’dan kalma evimizin önünden geçen tramvayın çan sesleri, yaz günlerinde Sütsan dondurması, kış günlerinde boza satanların çığlıkları.

Vali Konağı’nın dibinden denize çıkan yosun kokulu çıkmaz sokak, terk edilmiş İtalyan Bahçesi’nin korkutucu ağaçlığı… Bahçeye kaçmamdan korkan büyüklerimin bahçenin üzerindeki tepede Afrika’nın başladığı ve aç aslanların çocukları beklediği tembihi… Yıllar sonra tepedeki Susuzdede’yi keşfim...

Semtin dışında ilk hatırladıklarım: Hükümet Konağı’nın ve Saat Kulesi’nin zarif siluetleri (Ne mutlu ki ikisi de hâlâ ayakta), kısa süre sonra aniden ortadan kalkan devasa Sarı Kışla, uzaktaki tepenin üzerinde yıkıldı yıkılacak Kadifekale… Her gidişimde babaannemin elinden kurtulup kısa süreli kaybolma kâbusu yaşadığım, her daim mahşeri kalabalık, çocukların yaprak döner ve tavukgöğsü yemek, demir hindi şerbeti içmek için gitmeye can attıkları Kemeraltı…

Yetişme çağı (10-15 yaşları arası) körfezin çocukları için daha hareketli geçerdi 1960’lı yıllarda. Okulların kapanışı iple çekilir, çantalar bir köşeye atılır; bir atlet, bir şort, bir çift terlik, cepte 25 kuruş, ucunda bir sinek iğnesi, 10 metrelik bir misina, midyeden yem. Her gün yarım kilo isparoz ya da lidaki garanti. 15 yaşındayken bugün nesli tükenmiş trançanın ellisini bir arada Kilizman’daki balıkçı teknelerinde görürdün.

Tramvaylar yerlerini çift boynuzlu troleybüslere bırakmış, bilet 25 kuruş. Tabanvaylar ne gün için duruyor? Alsancak Limanı’ndan Güzelyalı’daki Hava Harp Okulu’nun yanındaki yıkık banyolara kadar tüm kıyı bizim. Ama en iyi balık yerleri Mithat Paşa yalılarının iskeleleri, eğer sahipleri izin verirse…

Konak'tan Karşıyaka’ya gündüz vapurla gelmek körfezdeki yabancı gemilerin değişik alfabelerde yazılmış isimlerini sökmek,bayraklarını tanıma eğitimi gibi. Geceleri ise Karşıyaka İskelesi’ni ancak Yapı Kredi binasının çatısında kanatlarını çırpan neondan leylek ile işaretleme bir oyun gibi.

Körfez'in her yerinden denize girilir, ama ara sıra ana baba günü İnciraltı'ndaki halk plajları ziyaret edilir; gidiş Bahçelerarası’ndan, dönüş Balçova’dan. Sahipsiz sandığımız ağaçlardan badem toplama bedava, eğer kır bekçisine yakalanmazsan. Yakalanırsan kurtulman ancak korkudan donuna işediğini belli ederek mümkün.

Babanın işyeri yazları sıcak ve sıkıcı Menemen’de. İzmir’de yaşıtın kuzeninle 'dolce vita' yaşamak varken ya sulama kanallarında yüzeceksin ya da bir kahvede çıraklık yapacaksın. Baban yol parası vermiyorsa ne gam; binersin istasyondan bir yük treninin kaçaklar için hazırlanmış arka vagon kulesine, ver elini Basmane Garı; oradan etrafı seyrede seyrede ne zaman Güzelyalı’ya geldiğini anlamazsın bile.

Liseli yaşlarda yeniden Karşıyaka’dasın, hayatında en önemli şeyler değişmiştir artık. 17 yaşından sonra sen de değişirsin, kente ve kenttekilere bakışın değişir. Eğer İzmir gibi özgür bir kentteysen gözün kızlarına döner. “İzmir’in kızları güzeldir” deyişine hak verirsin. Yaşlandığında bu deyişin Roma çağına kadar gittiğini öğrenir, şaşırırsın.

Sağlıklı bir delikanlı isen enerjini sporla harcamak en iyisidir. Doya doya futbol oynarsın, yetmez lisenin koşu takımına girersin. Her hafta ya bir maç vardır ya da bir kır koşusu. Bazen okulu kırar, sabah 8’de Alsancak Stadı’na Altınordu’nun, Altay’ın idmanlarına gidersin. Sonradan Alsancak Stadı’nın bir Rum mezarlığının üzerine inşa edildiğini öğrenirsin. Sonunda 25 bin kişinin önünde bir Galatasaray-Altay maçından önce Alsancak Stadı’nda oynama şerefine erersin. İlk ve son maçın olur, 30. dakikada sakatlanırsın futbolcu olma hayallerin sona erer.

İyi olur, Ankara’ya üniversite okumaya gidersin. Dört yıl boyunca başkentin en güzel yanı tatillerde İzmir’e dönmek olur. Otobüs Şaraphane’ye varınca Kutsal Meles Çayı’ndan mis(!) gibi körfez kokusunu içine çeker, mutlu olursun.

Yıllar yılları kovalar, akademisyen olursun, ilgi alanın İzmir tarihi olur. Sevgili kentinin 8 bin yıllık ömründe ne badireler atlattığını, kaç kez batıp çıktığını öğrenirsin. Kentin tarihi üzerine yazar, yazar, yazarsın…

Terk-i dünya vakti geldiğinde İzmir’den aklında kalacak tek kare yüksek gökdelenler olur.

Ersin Doğer
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi. Klasik arkeoloji alanında uzman olan Doğer'in çok sayıda akademik yayını var. 'İzmir'in Smyrnası' adlı kitabı 2006'da yayınlandı.

Kaynak: Al Jazee- ra Dergisi Aralık 2014 Sayısı - http://dergi.aljazeera.com.tr/2014/12/01/benim-sehrim-istanbul-trabzon-izmir-diyarbakir/

Yorumlar

Popüler Yayınlar