Krallar Önde Gider *

Çocukluğumdan beri Kordon'da, Karşıyaka'da gördüğüm faytonlar, yıllar sonra İzmir Ticaret Odası'nın girişimleri ile bir süreliğine kaybettikleri popülaritelerini geri kazandılar.

İzmir Kordon ve Karşıyaka Yalı'nın sembolleri arasındadır faytonlar...

Zaman zaman dost sohbetlerinde nostaljik muhabbetlerin odağı olan faytonlar, bazıları tarafından payton olarak adlandırılır. Bir kaç kez hangisinin doğru olduğunu tartıştığımız olmuştur. Bu merakımı artık yendim...


http://www.tasom-tasom.blogspot.com/
Fayton ismi antik Yunanca'dan dilimize girmiş bir kelime. Güneş tanrısı Helion'un oğlundan alır adını. Kısaca faytonun mitolojik hikayesi şöyle;

"Güneş Tanrısı Helios’un oğlu Phaeton bir gün babasını ziyaret etmek üzere annesinden izin alır ve güneşin doğduğu dağa, babasının sarayına doğru yola çıkar. Phaeton dünyanın en yüksek dağında kurulu bu saraya tırmanmak için binlerce basamak çıkar ve sonunda babasının kıymetli taş ve altınlarla kaplı fildişi sarayına varır.

Babası ona neden geldiğini sorunca Phaeton; “Ölümlülere senin oğlun olduğumu kanıtlamama izin ver” diye cevap verir. Babası ise “Bana ne istediğini söyle, dilediğin hediye senindir” der. Phaeton babasından azgın atların çektiği arabasını ister. Baba önce bu isteği hoş karşılamaz, çünkü bir ölümlüye bu arabayı vermek demek ölümü davet etmek demektir. “Sen ölümlü bir kişisin. Benim arabamı ise tanrılar bile kullanamaz. Zeus’un bile elinden gelmez bu. Yolunu düşün bir kere. Denizden tepelere çıkan güneş öyle dik, öyle yalçındır ki, düşersin. Atlar desen azgın mı azgın. İniş yolu da diktir. Ben bile zor inerim o yolu. Yukarda neler var diye merak ediyorsan eğer; ben sana söyleyeyim... Korkunç yaratıklar, boğa, aslan, akrep, yengeç var. Hepsi seni öldürmeye kalkar. Gel vazgeç bu dilekten, başka bir şey iste, hemen yapayım der. Phaeton ısrar eder ve babası bunun üzerine güneşin atlı arabasını getirtir.

Her tarafı değerli taşlardan ve altından yapılmış arabaya atlayan Phaeton’a babası “Oğlum, eninde sonunda benim öğüdümü dinleyeceksin. Tut kırbacı ve sımsıkı al eline dizginleri. Benim daha önceden geçtiğim yerlerdeki tekerlek izlerini göreceksin ve onlar sana rehberlik edecek. Çok hızlı gidersen cenneti, çok yavaş gidersen annenin evini ve dünyayı yakarsın. Ya şimdi dizginleri al ya da fikrini değiştirerek arabayı bana geri ver” der. Phaeton ise atlara hareket etmelerini emreder. Phaeton’un sürdüğü araba şimşek gibi fırlar kapıdan. Atlar sürücülerinin acemi olduğunu hemen anlar. Yokuşu öyle hızla çıkarlar ki, seyredenlerin bile ödleri kopar. Phaeton da korku içindedir. Heyecandan dizginleri bırakıverir. Atlar, bunun üzerine doğu rüzgârını geçerek hızla yeryüzüne inmeye başlar. Arabanın güneşten getirdiği sıcaklık yüzünden Helikon, Parnassos ve Olympos tepeleri tutuşur. Vadileri ateşler sarar. Irmaklar buhar olur. Bunun üzerine Zeus eline hemen yıldırımı alıp Phaeton’a doğru fırlatır. Yıldırım Phaeton’a çarpar ve delikanlı arabadan düşüp Eridanos Irmağı’nın sularına gömülür. Phaeton ölmüştür. Kız kardeşleri onun düşüşünden korkup öyle çok ağlarlar ki, ırmağın kenarındaki kavak ağaçlarına dönüşürler. Bugün bile kardeşleri Phaeton için ağıt yakıp, gökyüzünden gelen en ufak meltemde bile ürküp, titremeye başlar."

Yunancada "Ph" harflerinin yanyana gelmesi dilimizde "F" karşılığını bulduğundan Payton değil, Fayton olduğu bir nevi kesinleşmiş oluyor. İşte tanrıların atlı arabaları olarak adlandırabileceğimiz faytonların hikayesi ve ismi mitolojide böyle. Payton olarak yazanlara duyurulur. Doğrusu Fayton olacak...
 
Türklerde at her zaman tarihte yerini aldıysa da faytonun Lale Devri döneminde Osmanlı'da yaygınlaştığı yazılı kaynaklarda belirtilir. Bu devirde Fransa’dan getirtilen, süslü, iki veya dört kişilik oturma yerli, bir sürücü tarafından idare edilen faytonlar, hem taşıma ve ulaşım, hem de gezinti amacıyla kullanılmaya başlanır. Bu devirden sonra padişahlar faytonu saltanatın hizmetine sokmuşlardır. Osmanlının son yüzyılında ise faytonlar, şehrin ileri gelen ailelerinin hizmetine kiraya verilmeye de başlanır. Osmanlı İmparatorluğu’nda iki yanı açık, üstü arkadan körüklü iki kişilik at arabalarına "fayton"; dört kişilik, karşılıklı iki kanepeli, ön ile arkadan iki körüklü, üstü kapatabilen at arabalarına "landon" ve tamamen ahşaptan yapılmış, kapalı, yan pencereleri camlı, kutu biçiminde dik, iki kişilik at arabalarına "kupa" adı verilirdi. Bunlar haricinde Avrupa’dan getirtilen karoserli, tek bir atın çektiği, iki kişinin yan yana oturarak seyahat edebildiği "kabriyole" isimli at arabaları da sıklıkla kullanılırdı. Dört atla koşulan, yarı körüklü arabalara ise "saltanat arabası" denirdi ve bu arabalar sadece padişahlar, sadrazamlar ve sarayın ileri gelenleri tarafından kullanılırdı.
 
Bu tarife göre İzmir'de rastladığımız faytonların Landon olarak adlandırılması daha uygun olacak. İzmir'de İzmir Ticaret Odası'nın Akhisar'da yaptırdığı faytonlar özellikle turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Ancak atların bakımsızlığı, sürücülerinin pisliği ve bakımsızlığı, gezi esnasında açılan dinlenmesi mümkün olmayacak şiddette kötü müzikler hem binenleri hem etrafındakileri müthiş derecede rahatsız ediyor. Geçtiğimiz günlerde usta kalem Erkin Usman köşesinde bu konuyu dile getiren bir yazı yazdı. Maalesef İzmir'de faytonları denetleyecek bir mekanizma henüz oluşturulmamış. Ya da mekanizma çalışmıyor.
 
Kaynaklar: Skylife, Erkin Usman/Yeni Asır Gazetesi 
 
* Krallar Önde Gider: Eskiden Karşıyaka'da bir faytonun arkasında yazan yazıdır. Şimdi hala yazıyor mu bilmiyorum ama artık kamyonlarda bol bol görüyoruz.

Yengen'de İlk yayın tarihi 19/08/2010  

Yorumlar

Popüler Yayınlar