Musikvereinssaal ve Atölye

Yeni yılın ilk günü, henüz günün ilk yarısını tamamladık. Dünden beri hep iyi dileklerde bulunduk ve yeni yılın çok iyi geçmesini isteyen mesajlar okuduk. Ne var ki; gerçek, umutlar ve dilekler kadar hoş değil. Biraz daha acımasız. 

Bu en sakin geçmesi gereken günde, aklımız dünyanın en saygın orkestralarından birisi olan Viyana Filarmoni Orkestrası'nın "Yeni Yıl" konserini kaçırmamakta. İzlerken birden farklı konuda hakkımızın yendiğini farkedip sinirleniyoruz. İlk aklımıza gelen; bu konseri yerinde izlemek için ortalama insan hayatında 40-45 şansımızın olması ve bizim bir şansımızı daha canlı izlemeyeden geride bırakıyor olmamız. Hayıflanmamız olağan ama bu durumu kabul etmemiz olağan değil. Neden bu güzel konser, güzel ortam, güzel görsel şovlar bizim yanıbaşımızda yok? Elimizde imkan var ama yapabilecek ülkümüz yok. Olsa da o ülküyü anlayan yöneticilerimiz yok.   


Biraz Viyana Filarmoni Orkestrası hakkında bilgi verelim. Bu meşhur orkestraya ününü kazandıran kalitesinin yanında ödün vermediği değerleri. 1842 yılında besteci Carl Otto Nicolai öncülüğünde, Beethoven ve Mozart gibi dünyanın çeşitli sanatçılarının da eserlerini seslendirmek isteyen Viyana Devlet Opera Orkestrası sanatçılarının, bu saygın kurumdan ayrılarak bir araya gelmesiyle kurulmuştur. O günden bu yana orkestra tam bağımsız bir orkestradır. Kendi üyelerinin kararlarını uygulayan demokratik bir yönetime sahiptir. Bu onların en baş doğrularından birisidir ve bugüne kadar vazgeçmemişlerdir. 

Vazgeçemedikleri bazı uygulamalarından yüz yıldan fazla bir süre geçtikten sonra vazgeçmek zorunda kaldıkları da olmuştur. Örneğin, şeflerin her bir konser için konuk olarak gelmesi. Ayrıca Sarı ve Siyah tenli müzisyenlere karşı yüzyıldan fazla uzun bir zaman direnmişler ve aralarına almamışlar. Aynı şekilde 1997 yılına kadar kadın sanatçı kabul etmemişler. Bunlar hep bu grubun ulaşılmaz olduğunu ve seçkinliğin sağladığı gibi çağdışı olarakta kabul edilmiştir. Ancak gelenekçiliği her zaman ilgi çekmiştir. Yaptıkları işin en kalitesi olması her zaman en büyük avantajları olmuştur. 

Konserlerini verdikleri Musikvereinssaal (Müzik Dostları Derneği Salonu) 1870 yılında hizmete girmiş, 1740 kişinin oturarak 300 kişinin de ayakta konser izleyebildiği Altın Salon, yeni yılda verilen konserlere ev sahipliği yapmaya başlamış. Bu salon binada bulunan 4 salondan birisi sadece. 

Viyana Filarmoni Orkestrası ve Konser Salonu hakkında bu kadar üst bilgi verdikten sonra bir de bizim 
kentimizde 2008 senesinde hizmete giren Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'ne bakalım. 

Merkezin resmi internet sayfasında şöyle bir tanım var; "...2000 yılında bir proje yarışmasıyla başlayan bu düş, 27 Aralık 2008 tarihinde hayata geçirilmiştir.

29.500 m2 toplam alana sahip olan Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, içerisinde 1126 kişilik büyük salon, 243 kişilik küçük salon, 5 adet sergi salonu, açık alan etkinlerine de uygun yapısıyla Türkiye’nin en nitelikli sanat merkezlerinden birisidir...."

İki salonda aşağı yukarı aynı amaca hizmet ediyor. Bizim salonumuz neredeyse 3 katı büyüklüğünde bir alana inşa edilmiş. Teknolojinin tüm imkanlarından faydalanma şansımız olmuş. Sinirimizi bozan şu; AASSM yaklaşık 138 sene sonra yapılmış olmasına rağmen ne bir estetik ne de özgünlük içeren bir yapı olması. Hele ki iç dekorasyonda sadelik öngörüldüyse yazık. Paspayelik olmuş. Ayrıca Balkon diye tabir edilen üst kat kenar oturma grupları nasıl bir mimari harika ise, sahneyi göremiyor. Gerçekten denemenizi tavsiye ederiz. Sahneyi görmeden konser izlemek durumunda kalıyorsunuz. Kaset dinler gibi. Her gittiğimiz konserde otopark hizmetine şükrediyoruz ancak otoparktan salona çıkış ve otoparkı terkediş kısımlarında da lanetler okuyoruz. 


Ayrıca salonda galeriler var ancak bale, dans ve diğer sanat dallarında gösteri yapacak bir sahne yok. Böyle olunca da akla şu soru
geliyor. Bu kadar büyük bir alana proje çizilirken, alanın yarısını işgal eden dış ve amaçsız bahçemsi ilginç mimari yerine oraya güzel salonlar yapılsaydı olmaz mıydı? Yani Sydney Opera binası gibi dışarıdan bakıldığında estetik bir görünüm sunan bir bina amaçlarsınız o zaman dış cephenin boşa kullanılmasına gönül razı olur. İç mimari de estetik olmadığı gibi dış mimaride de bir estetik yok.


Allahtan kentimizi şiddetle bu salona ihtiyacı vardı da, kimse ötesini berisini sorgulamadı. Ama birisinin sorması gerekiyor. İçimiz yanıyor dünyadaki emsallerini gördükçe. Heleki yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Sydney Opera Binası'nın fotoğrafını çekmek için gelen turist sayısını duysanız içinizin kavrulur. İşte böyle bir memlekette yaşıyoruz. 

Sanatla uğraşmak isteyen yeteneklerimiz var. Bunları değerlendirecek yetenekte hocalarımız var. Ancak bu değerlerimiz seçilmiş yerel ve genel yöneticilerin elinde. Ucubik bulduysa yıllarınızı verdiğiniz sanatınız çöpe atılabilir, yeteneklerinizi sergilemek için traktör römorkundan yapılmış sahnede halkla buluşabilirsiniz. Size ve sanatınıza verilen değer bu kadar. 

Bu arada Yeni yıl konseri'ni günler öncesinden canlı yayınlayacağını duyuran TRT, konserin saatini gerçek saatinden 2 saat önce duyurdu. Gelde şaşma. 

Son olarak konuyu kapatmadan önce yukarıda yazdığımız herşeyi okuma sabrının gösterdiyseniz lütfen bizim Avusturya'daki gibi bir salon hayal ettiğimizi düşünmeyin. 

Çünkü biz yılbaşı gecesinin ertesinde sabah 11'de başlayacak olan konserde sadece Türk bestecilerin eserlerini dinlemek için takım elbiselerimizi giyip tertemiz salonda olacak bir ülke değiliz. Boşuna heveslenmeyelim... 

Yorumlar

Popüler Yayınlar